Şu an dinlediğiniz eser hakkındaki bilgiler:

Sen Gelmez Oldun
Gülay

Deyiptin baharda görüşelim
Bahar geldi geçti sen gelmez oldun
Yaradan eşkine ne olur dön
Kuşlar kondu göçtü sen gelmez oldun
Sen gelmez oldun, sen gelmez oldun
Sen gelmez oldun

Yarim gözleyirem, isteyirem
Sen gelmez oldun

Biz bu sonbaharda buluşacaktık
Bahar geldi geçti sen gelmez oldun
Taşlara mı döndü kalbin gelmedin
Aylar geldi geçti sen gelmez oldun
Sen gelmez oldun, sen gelmez oldun
Sen gelmez oldun

Yarim gözlerim yolda
Beklerim ama sen gelmez oldun

Demiştin kapına gelirim diye
Kulağım kapıda ses vermez oldun
Boşyere mi yemin ettik ikimiz
Kuşlar yuva kurdu sen gelmez oldun
Sen gelmez oldun, sen gelmez oldun
Sen gelmez oldun

Yarim gözlerim yolda
Beklerim ama sen gelmez oldun

Gülay Sezer

İçli sesiyle türkülerin sevilen yorumcusu Gülay ile konuştuk. Gülay, müziği ile ilgili yorumlarının yanı sıra hayatından ilginç ayrıntıları da paylaştı bizimle. İşte onlardan biri: İTÜ Konservatuarı onu, sevilen bir yorumcu iken yeteneksiz bulup sınavda elemiş! Diğer ayrıntılar içeride. Gülay, günümüz Türk halk müziğinin en sevilen yorumcularından biri. Hatta onun ‘Damlalar 1 ve 2’ albümleri bu türde en çok dinlenen yapımlardan... Geçtiğimiz günlerde, ‘Dalgalar’ adlı yeni bir albümü yayınlandı Gülay’ın. Seyhan Müzik’in yayınladığı albüm iki CD’den oluşuyor ve 19 eseri içeriyor. Gülay’ın 1995’te ‘Cesaretin Var mı’ adlı albümü ile popüler müzikle başlayan yolculuğu, şimdi daha çok türkülerin içinden akıyor. Sanatçının ‘sıkı’ dinleyicileri onun halen Kıbrıs’ta konservatuvar okuduğunu bilir. Kısa süreliğine geldiği İstanbul ziyaretlerinden birinde görüştük Gülay ile. Buluştuğumuzda ünlü yorumcuyu az kalsın tanıyamayacaktık. Çünkü Gülay’ın sesi ne kadar belirgin ve diğerlerinden hemen ayırt edilebilir ise yüzü o kadar flu... İşte size müziğinden, babasından, kızından, türkülerinden, öğrenciliğinden, yorumculuğundan müteşekkil ve tabii ki kendi sesinden Gülay...

Fotoğraf ve ekrandan görenin sizi tanıması epey zor, hiç benzemiyorsunuz...

Hâlâ yüzümün tanınması zor oluyor. Gülay diye bir isim var hafızalarda. Ama akılda kalıcı bir yüzüm yok ya da çok fazla değişen bir yüzüm var sanırım; hâlâ tanınmıyorum sokakta.

Kimilerinin görüntüleri ile yorumcu olduğu bir sektörde bunun zararı ne, faydası ne?

Çok hoş ve güven veren bir şey, bu işi doğru yaptığımı gösteriyor. Yüzümün bilinmesi önemli değil. Sanatçılar ekranda nasıl bir imaj oluşturuyorlarsa gündelik hayatta da o imajla yaşıyorlar çünkü. Ben bu kurallara bağlı değilim. Ama kendimi sesimle ifade eden biri olarak, sesimden tanınmam daha hoş. Yüzümden değil, konuşurken sesimden çıkarıyorlar, ‘Siz Gülay mısınız?’ diyorlar.

Pop müzikle başladınız; ama şu an pek çok kişi için ‘türkücü Gülay’sınız. Bu nasıl oldu?

Türkülere kadar geçen zamanda söylediklerim pop şarkı gibi gelmiyor bana. İçimden nasıl geldiyse, yazıp söyledim. O dönemde farklı bir ‘sound’u vardı onların. Pop diyemiyorum, çabucak alınıp tüketilen şeyler değildi. Bu yüzden türkülerle benzerlikleri var benim için.

Türkü çok da uzak olduğum bir alan değildi. Babam bağlama çalıyordu ve müzisyendi. Çocukluğumdan beri türkü söylüyordum aslında.

Neden türkü yorumlamayı seçtiniz?

1995’te ‘Cesaretin Var mı’yı çıkardım. Bir yıl sonra Beyoğlu’nda sahne alıp türkü söylemeye başladım. Çünkü yaptığım müzik pop değildi; ama öyle algılanması beni rahatsız ediyordu. Pop çalınan mekânlarda çıkmamalıydım. O şarkılarımı türkü söylenen yerlerde seslendirdim; türkü dinleyicileri dinlediler şarkılarımı. Pop dinlenen yerlerde de türkülerimi söyledim, onlar da dinledi. Şarkılarım ile türküler arasında doğru bir bağlantı olduğunu gördüm.

Hangisini daha iyi yorumluyorsunuz sizce?

Tevazu gösteremeyeceğim bu konuda, ben iyi bir yorumcuyum. Başka yapabildiğim çok fazla bir şey yok belki hayatta; ama iyi şarkı söylüyorum. İyi yorumcu hepsini de, çalışmak koşuluyla iyi seslendirebilmeli... O yüzden ikisini de iyi yorumladığımı düşünüyorum.

‘Buraya türkü yorumlamak için geldim’ diyebilecek kadar mı?

Başkalarının hayatını yaşamak kadar zor bir şey yok dünyada. Allah bana böyle bir şey lütfetmiş. Şarkılarda, türkülerde başkalarının yerine de yaşıyorum ben. İyi söylemek için, türküde, şarkıda o sözleri söyleyen ve onu dinlerken kederlenen kişi olmak zorundasınız.

Şarkı söyleyeni ‘iyi yorumcu’ yapan bu mu?

Bence bu. Bazen sahnede de oluyor; şarkı bittiği zaman şarkının bittiğini fark ediyorum. Söylerken sessizlik var orada. İçine girdiğim bir boyut var, orada şarkının hikâyesinin kahramanlarından ve benden başka kimse yok.

‘Sen Gelmez Oldun’ neden çok seviliyor?

O eser, benim 12-13 yaşlarımda iken Neşe Karaböcek’ten dinlediğim bir türküydü. Benim içime dokunan, içinde benden çok şey olan bir eserdi o. Ki bir çocuk için ne olabilir o türküde. O türküde ‘gelmez olan’ bir sürü şey olabilir. Özlemini duyduğu, aradığı, bulup da kaybettiği bir sürü şey; belki bir mutluluk özleminin ifadesi... Dediğiniz şeyin sebebi, dinleyici ile aynı şeyi hissetmemiz herhalde... Bende bir hikâyesi olması ile de ilgili sanırım.

Bizi etkileyen sesiniz mi, yorumunuz mu?

Ruhaniyet ile ilgili galiba bu. Ben maneviyatçı bir insanım. Maddesel yaşam çok da bana göre değil. Aşkla söylenmiş her söz, her şey beni çok etkiliyor. Şarkılarımı ben de aşkla söylüyorum. Hatta nasıl söylediğimi de bilmiyorum. İnsanlar da ben şarkı söylerken hissettiğimi, bilmeden hissediyor, aynı boyuta taşınıyoruz. Onları etkileyen şey bu...

Defalarca söyleseniz de usanmadığınız, her defasında zevkle söylediğiniz türkü var mı?

Sarı Gelin türküsü. Hayatımda çok özel bir yeri var. Bir sürü tartışma var, yöresi ve kaynağı ile ilgili. Her nereden olursa olsun, her ne şekilde söylerseniz söyleyin, her haliyle çok etkileyici. Her seferinde onu değişik yorumluyorum, her defasında renk değiştirmek zorunda kalıyor türkü; ama onda her defasında müzikal ve his olarak başka bir şey buluyorum.

Yorumcu olmaya ne zaman karar verdiniz?

Karar verme şansım olmadı. Çünkü müziğin içinde doğdum. Allah beni böyle bir ailenin içine gönderdi. Ben kendimi bildiğimden beri şarkı söylüyorum. Babamla birlikte müzik yapıyorduk. Annem mevlit okurdu, kadın dinleyicilerin olduğu meclislerde.

Hâlâ müzik yapıyor musunuz babanızla?

Babamın bestelerini söylüyorum. Fazla bağlama çalmıyor artık, besteler yapıyor. Özellikle okuduğum bestelerinde, şurada şöyle yapsaydın, burasını böyle yorumlasaydın gibi eleştiriler getiriyor. Çünkü her besteci, kendi düşündüğü şekliyle yorumlanmasını ister bestesinin.

Müzik kabiliyeti olan çocuklara, ‘hadi şarkı söyle, dinleyelim’ denir. Size de olur muydu?

Tam tersi olurdu. Babam ve arkadaşları toplanıp müzik yaparlardı. ‘Benim mikrofonum nerede?’ diye diretirdim. Onlarla oturup söylerdim. Hâlâ dost meclislerinde yine söylerim.

Son albümün adında ‘Damlalar’a atıf var mı? İsim, sürecin niteliğini mi işaret ediyor?

‘Damlalar’ türkü söylediğimin ilk defa duyulduğu bir yapımdı. Şimdi gitgide büyüyen, her yöreden türkülerin olduğu 19 parçalık bir albüm var. Bunu daha da büyütmeyi, dünya çapında gerçekleştirmeyi düşündüğüm projeler takip edecek. İspanya’da verdiğim bir konserde sözlerini anlamamalarına rağmen pek çok kişinin türkülerimizi ağlayarak dinlediğine şahit oldum.

Besteciliğiniz ile yorumculuğunuz gelecek zamanlarda da yine atbaşı mı yürüyecek?

Yorumculuk da bestecilik de severek yaptığım iki alan. Film müziği yapmak istiyorum. Çok ciddi bir stüdyo çalışması gerektiren bir deneyim bu. Mutfak kısmını çok seviyorum işin.

Film müziğinde size cazip gelen şey ne?

Bir besteye söz yazmak gibi bir şey... Ya da görsel bir dille yazılmış sözlere beste yapmak... Filmi müzik ile ifadelendirmek, her sahneye ait bir müzik ortaya koymak hoş bir şey...

Geçmişte ‘orada kaldığı iyi oldu’ ya da ‘keşke hiç yapmasaydım’ dediğiniz işler var mı?

Yok galiba. Yaptıklarımı dinlerken o zaman yaşadıklarım gözümün önünden geçip gidiyor. Bunları hatırlamak hoş...

1988’de yayınlanan ve az bilinen ‘Her Akşam’ adlı arabesk albümünüz var mesela...

Bir albüm diyebilir miyiz ona bilmiyorum. Babamın müzik çevresi içinden bir arkadaşının isteği ile yapılmış bir arabesk albümdür o. Çocukken yaptığım bir şey. Şimdi oradaki şarkıları söylemem tabii. Ama ‘Her Akşam’ şarkısını söylerim. Babamın bir bestesi de vardı orada, onu da söylerim. Önümüzdeki zamanlara babamın bestelerinden oluşan bir arabesk albüm yapmayı düşünüyorum. Babama hediye edebileceğim, ona vefamın bir örneği olarak.

Son on yılda Türk halk müziğinin trendinin yükselmesini siz neyle açıklıyorsunuz?

Türkü dinlemeyi seviyoruz’ demeye utanan bir toplumduk. Çünkü türküler köylü müziği idi. Ama Sezen Aksu ‘Ne Ağlarsın’ türküsünü söyleyince bunun adı kent türküsü oldu. Çok önyargılı bir dinleyici var. Eğer dinledikleri, takdir ettikleri biri söylerse o zaman o köylü malı olmaktan çıkıp kentli malı oluyor. Bu üzücü. İnsanlar özlerine dair olanı kabul etmekten utanıyor. Sonunda mecbur kaldı şehir, türküleri dinlemeye. Bir bakıma yenilgidir bu türkü karşısında.

İTÜ Konservatuvarı Gülay’ı yeteneksiz bulup almamış!

Kıbrıs’a neden gittiniz? Orada nasıl geçiyor hayat, eğitim?

Kıbrıs’a kompozisyon okumak için gittim. Kızımla oradayız şimdi. Beste yapıyordum; ama ne yaptığımı bilmek ve daha iyisini yapabilmek için gittim. Son yılım, haziranda mezun olacağım. Kompozisyon ağır bir bölüm, bazen sabahlara kadar çalışıyorum. Öğretmek de güzel, küçük öğrencilerim var. Geldiğimde öğretmenlik yapacağım. Konservatuvarlarda olabilir.

Niye Türkiye’de okumadınız?

İTÜ Konservatuvarı’nın sınavına girdim; ama yeteneksiz bulundum. Sonra oraya girdim, yetenekli bulup aldılar. İlginç tabii bunlar.

Neye göre verilmiş bir karar bu?

Layık görmemiş ya da yeni başlayanlara imkan tanımak istemişlerdir. O, onların kararı, bu da benim hayatım. Ben de bunu yapmalıydım ve başka bir çözüm buldum.

Gülay babasının kızıydı, Nilban da annesinin kızı mı?

Evet annesinin kızı. Müziğe ve özellikle tiyatroya inanılmaz bir kabiliyeti var. Ama annesinden daha akıllı. Beni gördükçe para kazanmanın önemli olduğunu görüyor ve ‘Öncelikle para kazanacağım bir iş olacak, sonra müzikle, tiyatro ile uğraşırım.’ diyor.